top of page

Bir kişinin kendi gölgesi ile yüzleşebilmesi için kendisini kendi ışığında görmesi gerekir.

Jung, insanın  başkaları üzerinde kesin bir izlenim bırakmak ve diğer yandan da gerçek doğasını gizlemek için taktığı maskelere persona adını vermektedir. Toplumun ve çevrenin varlığımız, olmamız gereken kişi hakkındaki beklentileri ve sosyal normlar personayı olması gereken şekle getirdiği takdirde hepimiz bu maskelere topluluk içinde yaşamayı mümkün kılmak adına muhtacız. Bu yüzden normal hatta zorunlu bir şey aslında. Çünkü toplum bizden bunu talep ediyor. Eve döndüğümüzde ve tek kaldığımızda ise madalyonun arka yüzündeki gölge tarafımız açığa çıkıyor.

Basitçe, görmek istemediğimiz hatta varlığını kabul dahi etmek istemediğimiz parçalarımızın toplamı olarak düşünebiliriz; güvensizliklerimiz, korkularımız, utandığımız arzularımız, algıladığımız zayıflıklarımız, bilinç dışına itilmiş reddedilmiş olumsuz ve potansiyel zararlı yönlerimiz bu gölgede saklı. Yalnızca olumsuz ve zararlı yönlerimizin bu gölgede saklandığını düşünmek de yanlış olacaktır, pozitif ancak reddedilen özelliklerimiz de bu tarafta barınabilir.  Jung, hem dışarıya gösterdiğimiz o süslü kişiliği hem de bastırdığımız, sakladığımız karanlık tarafımızı anlamanın ve kabul etmenin, kendimizi anlamak ve dünyayla aramızdaki bağı anlamlandırmada hayati önem taşıdığını savunmaktadır.

Aksi takdirde gerçek benlikle dışarıdaki kişilik çok büyük uyumsuzluk içindeyse toplumsal olarak kendimizi rahatsız ve huzursuz hissederiz. Aynı zamanda potansiyelini sağlamak ve içsel bütünlüğünü tamamlamak için de bastırdığın yönlerini farketmen ve onlarla barışmanın zorunluluğu aşikar.

5 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page